Okumak…okumak….okumak ve okumak… Vazgeçilmezim. Üzerinde ise düşünmek, düşlemek..yarattığım dünyada uyanıp orada yaşamak… Bir hayli güzel. Hayatın gerçeklerini örtbas etmek için ise birebir…
Nedir peki o kaçılası gerçek?
Kadınlar ve erkekler… Galiba hayatın tek gayesi bir olmak için yaratılmış, insan olmaları dışında ortak özellikleri olmayan bu iki bambaşka türün birbirine üstünklük kurma savaşı. Bakmayın savaşlara, paranın peşinden koşanlara, petrol kuyularında yüzenlere…
Her şey o kadar basit ve açık ki. Bunun doğrulamasını hemen yapabilirsiniz. Şöyle bir bakın, göz atın çevrenize. Şarkılarınızı dinleyin. Çizdiğiniz resimlere tekrar göz atın. En kolayı aynada kendinize bakın. Göreceğiniz devasa bir satranç tahtasının sıradan bir elemanından başkası olmayacak. Siyah ya da beyaz… Kadın ya da erkek… Vezir ya da piyon… Ne olduğunuzun, neye sahip olduğunuzun pek bir önemi yok. Önemli olan şey sonuçlarını kestiremeyeceğiniz bu oyunun alelade parçalarından biri olduğunuz gerçeğidir. Bazıları bunu fark eder veya doğuştan oyuna, oyunlara yatkındır.. Bazıları ise farkında bile olmadan başkalarının küçük planlarında bir adım olmaktan öteye gidemezler..
Aşk diye bir şeyin olmadığını söylemek istemezdim ama arkadaşlar maalesef hayvansı tarafımızı ve onun dışa vurduğu dürtüleri kabul etmememizin garip bir sonucundan fazlası değildir aşk. Görmek istemediğimiz yüzümüzü aşkın tatlı maskesinin ardına saklayarak, misal tıpkı benim hayallere daldığımda yaptığım gibi , kendimizi kandırıyoruz.
Tarihte söylenmiş en büyük yalan ne diye sorsalar ben aşk derdim şüphesiz ve iddiam şudur ki aşık olduğunu söyleyen her hangi bir kadın ya da erkek biraz beceri ve zaman ile şaşıracağınız kadar kolaylıkla yoldan çıkarılabilir.
Bunu vakti zamanında ağzı yanmış, sonrasında başka başka yaşadakılarımla da tecrübe etmiş bir erkek olarak söylüyorum. Tüm bunların ışığında ise insanoğlunun tüm o spontane görüntünün ardında tamamen kurgusal bir mizahın parçaları olması benim canımı fena halde sıkıyor. Misal kadınları ele alalım. Bunu okuyan bir erkekseniz, kız arkadaşınız var ise ve ona aşık olduğunuzu düşünüyor, onun da sizi sevdiğine inanıyor iseniz şu yazdıklarıma kesinlikle ama kesinlike iyi okuyun.
İlişkiniz tamamen bir oyun. Kuralları muallakta olup ve kişiden kişiye değişse de bazı şeyleri esastır.
KURAL 1: Bir erkek asla ama ASLA! elindeki kartların tamamını kadına göstermemelidir. Başta bu kadını mutlu eder görünür ama sonrasında elinizde ne olduğunu bilen kadın merakını zamanla yitirir ve günün birinde kartlarının sizden daha iyi olduğunu düşündüğü birine doğru yola koyulabilir ve siz “ama ben sana HERŞEYİMİ vermiştim” naralarıyla başbaşa kalabilirsiniz…
KURAL 2: En iyi kartınızı asla ama ASLA açmayın. Her zaman ve her durumda en iyi ikinci kartınızı açın. Elinizde daha iyileri olduğunu ise ima etmeyi, kimi zamansa blöf yapmayı asla ihmal etmeyin. Kadınların iyi, pahalı, güzel şeylere sahip olmayı sevdikleri sanılır ama onların asıl sevdikleri o şeylere sahip olmak için koştururken hissettikleridir. Onu yakalamayı beceremeyeceği havuçsuz bırakmayı sakın ama sakın düşünmeyin.
KURAL 3: Elinizdeki kartları yerinde kullanmayı, kartları zamanında açmayı öğrenin. Hiçbir kartınızı açmamanız belli bir zaman sonra verecek hiçbir şeyiniz olmadığı izlenimini yaratır. Yani ne yapıyoruz ilk kuralı abartmıyoruz. Çünkü dürüstlüğün garip bir şekilde kazandığı nadir durumlarda sevgisini tüm kartlarını bir anda açaracak gösteren delinin tekine sevgilinizi kaptırabilirsiniz. O kişinin ömrü çok uzun olmayacak olsa da bu o eli sizin kaybettiğiniz gerçeğini değiştirmeyecektir.
KURAL 4: Masadan/oyundan her an kalkıp gidecekmiş gibi bir izlenim yaratın. Bunu sözlerinizle değil mimiklerinizle, hareketlerinizle yapmayı öğrenin. Eğer sadist bir karakteri yok ise kim kaybetmeyeceğinden emin olduğu bir oyundan zevk alabilir ki. Kadınlar da kaybetmeyceğinden emin olduğu bir erkekle çok uzun süre bir arada kalamaz.
KURAL 5: En iyi hamlelerinizi büyük bir sadelikle yaparken bazı durumlarda mecburen açmak zorunda kalacağınız en kötü kartlarınızı ise büyük bir gösteriş ve şatafatla açın. İnsan algısıyla oynamalısınız. Çünkü inanın bana Messi en güzel golünü atarken onun fena halde zorlandığını görseydiniz o golün tamamen şans eseri olduğunu düşünürdünüz. Messi’nin o muhteşem golü atarken ki sadeliği, zorlanmayışıdır onu büyüleyici yapan. Aynı şekilde tam doksana doğru giden bir topun aslında gol olacağını herkesten çok iyi bilen ünlü kaleci Schemichel’in o topa yinede sıçrayışı ve o uzanışa kattığı estetik, görsellik ve gösteriştir o golü yediğinde bile gözümüzde onu iyi bir kaleci olarak göstermeye yeten.
KURAL 6: Blöf yapmayı öğrenin. Gözlerinin içine bakışlarınıza katabileceğiniz en güzel anlamın eşliğinde bakarken söylediğiniz cümleleri olabildiğince basit tutun. En ateşli cümlelerinizi ise vurdumduymaz, gelişi güzel hatta ilgisiz tavırlarınızla kurun. Bunun kadınlarda yaratacağı şaşkınlık ve heyecanı size kelimelerle anlatamam. Kendiniz görüp yaşamalısınız.
KURAL 7: Ara sıra oyunda bir başka kadının varlığını sadece ama sadece İMA edin. Bir kadın bir erkeği asla ama ASLA bir başka kadına kaybetmek istemez. Kendi bırakır gider ama bir başka kadına kendi elleriyle vermez. Ve hiç kimse bir başkası tarafından arzulanmayan birini arzulamaz.
KURAL 8: Her oyunun bir ömrü olduğunu unutmayın. Bu oyun bazen sadakat bazen evlilik gibi sosyal unsurlarla ilelebet sürecekmiş gibi gözükse de unutmayın ki Şirin’in Ferhat’a aşkı onun dağları delip yanına gelemeyeceğini anlayana dek sürmüştür.
KURAL 9: Her oyunun bir ömrünün olduğunu bildiğimize göre kendinize bir iyilik yapın Tek amacınız zevk ve mutluluk vermek değil bir o kadar da almaktır.O yüzden onu mutlu etmek için türlü şaklabanlıklardan uzak durun. Bırakın deldiğiniz dağın toprağın pisliğini biraz o temizlesin. Ne de olsa erkek erkektir. Ona sert çıkmaktan korkmayın. Ona dövün demiyorum ama ona arada sırada öyle bir bakın ki biraz sonra kafasına yiyebileceği kül tablasının acısını siz onu fırlatmaya gerek duymadan hissetsin. Unutmayın ki sizden korkmayan bir kadını eninde sonunda kaybedersiniz. Hem de kaba saba adamın tekine…
KURAL 10: Bu kadar önemli nasihattan sonra son sözüm ve kuralım da kadınlara olsun. Erkeğinize onunla, ona olan sevginiz ve ilişkinizle ilgili asla ama ASLA yalan söylemeyin. Hele onun iyiliğini düşündüğünüz için gerçekleri saklayarak onu korumaya çalıştığınız dürtüsüyle sakın ama SAKIN. Çünkü sahip oldukları fiziksel üstünlüğe rağmen erkekler sandığınızdan çok daha hassas ve kırılganlar. Yine erkek olmalarına rağmen sizleri şaşırtacak kadar anlayışlıdırlar da. Siz bir erkeğin kötü sözleri ve şiddetinden duvarların ardına saklanarak kaçabilirken onlar sizin duygusal saldırılarınızı ve şiddetinizi en kalın duvarların ardında dahi hissedip acı çekeceklerdir.
Bu yüzden kendinizi onu düşünme yalanıyla kandırmayın.Bir zamanlar sevdiğiniz erkeği bırakmak istediğinizde onun başını avuçlarınız içine alın ve ona tüm nedenleriyle gerçeği söyleyin. Gözleri dolacak, kalbi kırılacak, acısının tarifi olmayacaktır ama o açıkyürekliliğinize hayran kalacaktır. Gözünde değeriniz azalmak yerine kat be kat artacaktır.
Her ne kadar her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünsem de oyunu güzel oynayın.
Çirkin yalanlar güzel sonlara gebe olmaz…! Örnek mi? Unfaithful’u (Sadakatsiz) izleyin….