Birbirimizi tanımak adına sorduğumuz sorulara takıldım bu aralar. Hele şu ikisine apayrı tav oldum birden.

En sevdiğin sayı?

En sevdiğin renk?

Anlamını sorguladım kendi kendime.

En sevdiğim sayı nedir sorusuna ne cevap verirdim? 6..

Ya renk? Gök mavisi..

Tekrar düşündüm de pek zorlama cevaplarmış, daha doğrusu cevap vermek için verilmiş cevaplar. Galiba benim “en” sevdiğim renk ya da sayı ve dahası benzeri sorulara verecek bir cevabım yok.

İçimlerimde, taa en derinlerimde, isyan çıkarıp iktidara geçmiş olan generalin eşitlikçi eylemlerini birebir uygulamaya geçiriyorum yavaş yavaş.

Çünkü farkettim de ayrımcılığa ta çocukluktan başlıyoruz “en” kavramıyla beraber. En çok anneni mi babanı mı seviyorsun? Ya en sevdiğin arkadaşın? En sevdiğin öğretmenin? Hayat enlerin üzerine kuruluyor farkında olmadan.

Kıyaslamalar, ölçmeler, biçmeler.. Maddi manevi değerlendirmeler. Sınıflandırmalar. Halbuki tüm bu karmaşanın özünde bizler ve varolan diğer her şey tamamen aynı şeyin eseri.

Buradan yola çıkarak ben artık ya “her şeyi seviyorum…” yada “her şeyden nefret ediyorum” diyebilir miyim?

Tekrar düşünmeye dalıyorum ve aynı anda her şeyi sevmenin veya yine aynı anda hepsinden nefret etmenin kendi içinde adil olmadığını görüyorum. Aklıma gelen şey yüzüklerin efendisindeki mısralara benziyor; “karanlıkta hepsini bağlayacak tek bir yüzük”

Her şeye aynı düşünce ve duyguyu besleyecek olmama rağmen adil davranmamı sağlayacak nasıl bir kavram var elimde?

Tek bir cevap beliriyor aklımda…

Hepinizin, her şeyin “özgür” olmasını, “özgür iradelere” sahip olmasını istiyorum. İsteyen şeytan, isteyen melek olsun. İsteyen katil olup varlığın boğazına bıçak dayasın, isteyen açılan yaralara şifa olsun. İsteyen aldatsın, isteyen sadakatin huzurunu yaşasın. İsteyen iyi, isteyen kötü olsın. İsteyen her ikisinden de bir parça taşısın.

Şu an ki dünyadan bir farkı yok değil mi? Zaten bizi var eden de bunu yapmamış mı?

Galiba bu hayat sandığımızın aksine oldukça adil…

Çünkü kendi kaderimizi kendimiz çiziyoruz, boğazımıza geçecek ipin düğümünü biz atıyor, başımıza tacı yine biz koyuyoruz.

Yaşasın özgürlük!